29 Aralık 2015 Salı

Tur'a bir de buradan bakın :)




       Kendi hazırladığım videoyu, parçalar halinde paylaşıyorum.


                     Yaşamak İçin Pedalla-1.Kısım:

                     video




28 Eylül 2013 Cumartesi

YAŞAMAK İÇİN PEDALLA 1.AŞAMA SON BULDU.

                  En son Hollandalılar ile okulları gezip neler yaptığımızdan bahsetmiştik. Sonrasında da yoluma devam ettim. Yola çıkmadan önce bir işi tam olarak yapmadığımdan bahsetmiştim. Bakınız:
http://tolgagunturkun.blogspot.com/2013/04/bir-baltaya-sap-olabilmek.html
                 Turun bitmesi ile "bakın ben bunu yaptım" diyebileceğimden bahsetmiştim ama bu yolculuk bana inanılmaz şeyler kattı. Kişiliğime etkileri oldukça fazla oldu diyebilirim. Turu bitirmek için önümde 200 km kalmıştı ki yine derin düşüncelere daldı kafam. Hayaller vardı; büyük hayaller. Hayal kurmak da para ile değil ya, benim de var işte.  Dedim ki ben otobüse atlıyorum ve turu bitiriyorum. Evet, bir işi yaptım deme kısmını da askıya almış oldum böylece.
                 Nedenine gelince; ben aslında bir şeyleri başardığımı gördüm. Ama işi tamamlama kısmını erteledim. Ankara'ya bisiklet ile dönüşüm, ardından eve pedallamam nasıl bir heyecan verecekti, nasıl sevinecektim tahmin edebiliyorum. Ama bunu erteledim. Çünkü büyük hedefler, büyük hayallerim var artık. Ve bu hedefler için uğraşmaya başladım bile. Neden olmasın ki? Önümde bir örnek de var. O imkan ve olanakları yaratan ve şu anda onu uygulayan... Ben de heyecanımı erteleyip o büyük projeye adamaya karar verdim kendimi. Gerçekleştirmek için gerekli ortamı kurduğum zaman bunu da herkes ile paylaşacağım.
                 ''BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM''deyip ''YAŞAMAK İÇİN PEDALLA'' projesinin 1.aşamasını sonlandırdım.
                  Toplamda 4556 km pedal çevirdikten sonra, yola çıkarken yanıma aldığım Ankara Üniversitesi flamasını Prof. Dr. Erkan İBİŞ' e teslim ettim.

                Şimdi gelelim bundan sonra güzel amaçlarla güzel işler çıkarmak isteyen arkadaşlara. Gürkan abinin Atılım Üniversitesi'nden, benim de Ankara Üniversitesi'nden destek aldığımız gibi bütün kapılar çalınabilir artık. Bilmediğim başka örnek varsa onları da aktarıp şartları zorlamalısınız bence. Tur bitti ama çalışmalar bitmedi. Şu anda Ankara Üniversitesi Bisiklet Topluluğu'nun (HİBİT) başkanlığını üstlenip kulübü faal hale getirme çalışmalarına başladım bile. Rektör hocam bu konuda bana tam destek sözü de verdi.
                Elimdeki dokümanlar hakkında küçük bir bilgi ile, yazıyı ve projenin etabını kapatıyorum. 807 dakika video kaydı ve 1558 fotoğraf var elimde.Tanıştığım insanlar yaşadığım anılarda cabası.Bundan sonra artık benim de bu birikimlerle hayallerim için çalışma zamanım geldi.
Sevgiler, Saygılar...
Tolga GÜNTÜRKÜN.

23 Eylül 2013 Pazartesi

Sona Yaklaşırken

                     En son İstanbul'da gezmekten bahsetmiştim ancak resim koymamıştım. Yazıma oradan başlamak istedim. Üsküdar'dan bisikletime atladım. Abim çık, gez; İstanbul'da kaybol dedi hehe :D
                                                      Yerebatan Sarnıcı ile başlayalım.

                                          Ayasofya  Camii ve Topkapı Sarayı ile aynı yerde bulunuyor.
                                                       Sultan Ahmet'te biraz vakit geçirdim.
                  Yukarıdaki fotoğraf Aysofya Camii'nin içinden. Oradan çıkıp saraya doğru yöneldim ama saraydan önce ilgimi çeken arkeoloji müzeleri oldu. Orada zaman geçirmeyi seviyorum. Sonrasında oradan çıktım; Galata kulesine... Kulenin üstüne çıktım.
    Bu fotoğraf da kulenin üstünden. 
               Sonra aşağı inip İstiklal Caddesi'ne pedalladım. Tabi polislerin arasından. Her tarafta çevik kuvvetler falan vardı. Sonra bir olay daha oldu ama ne olayı oldu anlayamadım orada.
              Kadıköy'e geldiğimde toplamda 25 km pedal çevirmiştim ve bir güne neleri sığdırdığımı gördüm. Hem de öyle sabahın ilk ışıklarıyla falan değildi; öğlen çıktım, hava kararmadan da evdeydim. İstanbul'da yaşayan güzel insanlar! bu kadar sürede hangi toplu taşıma aracı ile bu yaptıklarımı yapabilirdiniz?  Buna yemek yemeyi falan da ekleyin ve oralarda gezdiğiniz vakit dahil. Mesaj açık ve net değil mi? Sonra artık büyük adaya geçip pedal çevirmek lazımdı. Gece son vapurla Kadıköy'den adaya indim. Çadır kurmak yasakmış :D Bir çok yerde yasak ama ben hep kurdum ve adada da sahile, çimenliğe kurdum. O gece sessiz sedasız geçti.
               Ertesi sabah -yola çıktığımdan beri planını kurduğum- kuzenimle özlem gidermek için buluştuk. Kendisi İstanbul'da çalışıyor, her şeyi benim oraya gelmeme göre ayarlamış.
            Hepimizin aile ilişkileri benzerdir. Samimi olduğunuz kuzenler vardır; belki de benim kuzenimle olduğu gibi bir ilişki yakalamışsınızdır. Kendisi ile beraber büyüdük, aynı tabaktan yemek yerdik. Yaramazlıkların en babalarını beraber yaptık Bugünlere kadar samimiyetimizi kaybetmedik. Şöyle ki; bu kuzenim benim ilk macera yolculuğuma çıktığım kişidir. Şimdilerde insanlar Rize'nin yaylalarına bisikletle gezmeye gidiyorlar, tırmanıyorlar falan. İşte ben 14 yaşındayken kuzenimle bir yaz o yaylaları geziyorduk. Sırtımızda çanta, çadır. Zaten gezmesem biraz garip olurdu herhalde.
            Kuzenim, arkadaşı Cem ile birlikte geldi Büyük Ada'ya. Gün boyu adayı turladık. Ada'nın gezmediğimiz bir noktası kalmadı herhalde. Neyse bu arada gezerken ben yüklerle geziyorum; yokuşları çıkarken bu arkadaşlar sitem ediyor: "Ulen biz şurayı  boş bisikletle çıkamıyoruz, napıyor bu adam ya" diyorlar hehe. Dönüp "sende 90 gündür yolda olsaydın emin ol çıkardın" dedim ve güldüm. Cem'i yolcu ettikten sonra kuzenle eski günlere gitmeye ve içmeye başladık. Çadırı kurup önünde sucuğumuzu pişirip yedik. Saat 1.30 gibi uyuduk. Saat 3.30 gibi çadırın dışından bir ses: "çıkın, dışarı çıkın!". Bir polis memuru...Kuzen kafayı çıkardı polis ile konuşuyor. Ben daha ayılamadım. Uyandır arkadaşını dedi, kaldırdım kafamı bakıyoruz polise. Önce çadır kurmak yasak zaten ama onun için gelmedik dedi. Sonra 1 tane kız geldi ardından 2 tane, sonra 1 tane daha. Polis bize ne zaman çadır kurdunuz ne zaman yattınız falan diyor, ardından da bunlar mıydı? diyor ilk yanımıza gelen kıza. Hoppala ne bunlar mıydı abi kız çıkın dışarı diyor sitemle gözleri dolu falan korkmuş belli ki. Tam çıkacağım; polis memuru anladı ki biz kendi halinde insanlarız. Tamam bunlar değil dedi, girdik içeri. Onlar gittikten sonra sinirimden sabaha kadar uyuyamadım. Sağa dön sola dön uyuyamadım. Çünkü içimde kaldı. Gecenin o saatinde beni uyandırıyorsan bir nedenin olmalı. Hadi çadır yasak kaldırt o zaman biz onun tartışmasını yapalım en azından. O da yok. Kızın tavrı falan çok saçmaydı içim içimi yiyor. Zaten ben dışarı çıksaydım karakolluk olacaktık orası kesin. Ne hakla sen beni uyandırıyorsun? Hele bir de yok cüzdanım çalındı falan filan deseler tamamen kayışı koparacağım yani. Öyle böyle sabah oldu hemen karakola bastım pedalı. Kuzen yatıyor. Gece bir memur arkadaş sahilde çadır kurduğumuz yere geldi ve böyle böyle yaptı sonra da gitti diye anlattım durumu. Yanındakiler kimdi? içimde kaldı dedim. Bana dün taciz olayı yaşandığını söylediler kızın çok korktuğunu falan anlattılar. O taciz olayını duyunca ben sinirimi bir kenara koydum tamam o zaman dedim. Aksi halde o kızlar adada olsalar karşılarına çıkıp tartışacaktım. Hatta bu yüzden yasal yollara bile başvuracaktım, öyle dokundu bana yani. Neden böyle bir sinire kapıldığımı da hala anlamış değilim. Neyse konu kapandı biz kahvaltıdan sonra adadan ayrıldık.
               Ertesi gün ben Ankara'ya döneceğim, kuzen Samsun'a gidecek yolları ayıracağız. Ben İzmit'e yaklaşırken yanımdan geçen bir motorcu "arkadan 2 kişi geliyor senin gibi" dedi. Güzel haber durdum bir yerde ama bir türlü gelemediler. Sonra bir baktım hızlı tren çalışmalarının olduğu yerde toprak yol var. Ana yol tehlikeli diye oradan geliyorlar ama bana uzaklar bağırmak da istemedim. Yollarımızın karşılaştığı yerde durup konuştuk. Hollandalı iki öğretmen Warmshowers'tan biriyle konuşmuşlar, yola çıkmışlar; onların evine gidiyorlarmış. GPSleri var adresi bulmaya çalışıyorlar. Yardım edeyim dedim. Telefon numarasını alıp konuştum. Bir şekilde ben de onlarla birlikte orada kaldım. Aslında ben orada kalmayacaktım sadece yardım ve sohbet etmek için kaldım. Bunları yaparken de olmayan İngilizcem ile yapıyorum ama. Neyse kaldığımız ev Kurtuluş Abi'nin evi. Kurtuluş Abi özel bir okulda İngilizce öğretmeni. Sen de kal burada, yarın gidersin falan dedi. Bende davetini geri çevirmedim. Sonra yarın öğretmenleri okula götüreceğini, öğretmenlerin sunum yapacaklarını söyledi. Sen de gel dedi. Konuşmaların ardından sabah erkenden önce özel okula gidiyoruz. En büyükleri 8. sınıf.


               Özel okul da olsa Angela ve Frank ile konuşamadı çocuklar. Bu yüzden sıkıldılar. O sınıftan o sınıfa gidip durduk. Çocukların ilgisi hep bendeydi. Bana soru soruyorlardı çünkü iletişim kolaylığı bendeydi. Ben de hikayemi anlattım çocuklara. İlgiyle dinlediler, sorular sordular. Kurtuluş hocama böyle bir etkinliğe beni de davet ettiği için teşekkür ediyorum. Oradan ayrılıp devlet okuluna gidiyoruz. Bu sefer Yücel hocamın yanına. Anadolu lisesine. Orada dil sınıfına girmemizle birlikte konuşmalar başladı ve ben orada kendimden bahsetmedim. Baktım keyifliler, gülüyorlar eğleniyorlar hiç bozmadım. Ama diğer sınıfta Angela sen başla sen anlatmadın diyerekten bana sitem etti :D Bir iki sınıf daha gezip genç arkadaşlara bisikletin doğaya saygılı bir ulaşım aracı olduğunu anlattım. İsterlerse kendilerinin de yapabileceğini söyledim ve günü bitirdik. Ertesi gün yola devam ettim. Sona yaklaştım artık, çok az kaldı.
                 Sevgiler...

17 Eylül 2013 Salı

Rotadaki Küçük Değişiklik

               Behramkale 'den sonra Truva'ya kadar gittim. Hava kararmak üzereydi oraya vardığımda. Etrafta kamp alanı aramaya başladım. Ama ne mümkün, her yerde kurumuş uzun otlar... Neyse kampingler var; ne kadar istiyorlar falan sorayım dedim. Sadece çadır alanının kirasına 20 lira dedi. Ne duş ne elektrik ne de internet, hiç biri yok. Teşekkürler dedim çıktım. Aşağıda bir kaç tane büyük çadır gördüm. Yanlarına indim, hava karardı tabi bu arada. İşçilik yapan yabancılar var, orada kalıyorlar. Dedim gideyim, oraya bir yere kurarım çadırı da. Gitmez olaydım. Oraya inmemle sivrisinek saldırısına uğradım. Sinkov sürmeme rağmen ısırıyorlar her yerimden. Hemen kaçtım oradan. Artık darlandım, yapacak bir şey yok. Gidip otel ile konuşup orada konaklayacağım.
                                                         Sabah uyanıp Truva'yı geziyorum.
                  Film geliyor aklıma ama filmdeki at bu değilmiş. Filmdeki atın Çanakkale'de kordonda olduğunu öğrendim ve oradan ayrıldım. Çanakkale'de açık hava müzesini gezdim. Çanakkale Savaşı'nda kullanılan toplar, mayınlar ve Nusret Mayın Gemisi'nin olduğu yere gidip gezindim.
Boğazdan çıkarılan Alman denizaltı
Nusret Mayın Gemisi
              Ardından karşıya, Gelibolu yarımadasına geçtim ve oradayken rota değişti. Gelibolu'dan Lapseki'ye tekrar geçip Bursa üzerinden devam edecektim ama adayı gezdikten sonra sahilden yol almak istedim. Uçmakdere rampasını çok övdüler bunun da etkisi oldu tabi. Adayı gezerken de sizlere söyleyebileceğim tek şey, toprağın acı duyduğunu hissettiğimdir. Başka bir söz söyleyemiyorum anlayın beni.
              Şarköy üzerinden sahilden yola devam ediyorum. Ancak nasıl devam ediyorum halimi görmeyin. Herşeyi yanımıza aldığımızı düşünürken alerjimin olduğunu aklımdan çıkardım. Baharda olur geçerdi Ankara'da. Hatta sadece mayıs ve haziran aylarından sonra düzelirdim. Abi geldik Eylül ayına ne alerjisi hala? Sormayın. Günde 100 hapşırık abartısız. Çoğu da bisiklet üzerinde. Eklemeden geçemeyeceğim: Şarköy'e giderken Kamil Koç otobüs firmasından bir araç yolcu indiryor. O sırada bir kaptan sigara içiyor. Neyse yanına gittim. "Şimdi burada Şarköy tabelası var. Hocam burdan mı gitsem kısa sürer, dolaşıp yukarıdan mı gitsem kısa sürer?" Dedi ki "burdan gidersen 26km yokuş aşağı salanırsın." Bende adama inandım ve dediği yoldan gittim. İlk 2km den sonra çıkmaya başladım. Hava karardı ben hala çıkıyorum. Tabi adama saydıklarım ayrı bir konu. Bayağı bir tırmanışın ardından sonunda bir 6km iniş ve Şarköy'e varışım. Şarköy'den ne kadar bahsettiğime gelince de. Sevgili abim telefon konuşmamızda oraya uğra dedi, telefonu kapattı. Bana Deniz abin (Abimin arkadaşı ben yolculuk doktorum) orada demedi. Neyse ben Şarköy'e varıp kampımı sahile attım. Ardından çıkıp çarşıyı gezdim. Akşam neyi meşhurmuş öğrendim. Sabah uyanıp gezdim. Sonra Tekirdağ'a doğru yola çıktım. İlçeden çıkarken de düşünüyorum, abim neden buraya uğra dedi diye, bir anlam çıkaramadım. Şarköy'den çıktım. Tekrar telefon: arayan bu sefer ablam. Ablam neredesin falan dedi. Şarköy'ü geçtim abim aradı, oraya uğra dedi, niçin dedi diye düşünüyorum falan dedim. ablam demesin mi Deniz abin orada çalışıyor Tolgacım :D hoppala. Bu şekilde Şarköy bende ayrı bir öneme sahip oldu. Tekirdağ'a giderken sahil yolunu kullanıp devam ediyorum. Bir yerden de nerede o meşhur çıkış diye düşünüyorum. Sol tarafımda dağ var ama dağ dik. Oraya yol vurmazlar diyorum, ne kadar daha gideceğim derken önüme baktım. Gerçekten dağda sağlı sollu yol var. Eğimi kırıp böyle bir yol yapmışlar dağa. Çıkış başlayacak tamam. Uçmakdere'de amcanın tekine soruyorum kaç km bu çıkış diye. Yaklaşık 10 km ama inişi de var bir noktada dedi. Sonra ben tırmanışa devam ettim. Yorucu ama yol size sıkıntı vermiyor çıkarken hoşunuza gidiyor. Alt tarafta deniz var siz sürekli yükseliyorsunuz.
Çıkarken durduğum noktaların birinden görüntü
            Sonra tırmanmaya devam ettim. Birazcık iniş var ama tehlikeli; yan taraf uçurum. Ardından tekrar tırmanış. Sonra zirveye yakın öğreniyorum ki burası Işık Dağı ve tepede yamaç paraşütü yapıyorlar. Düşünün ne kadar tırmandığımı. Oradan sonra inişli çıkışlı gidiyor. Yol ama bozuk benim sol ön bagaj. Hakan ile birlikte pedallarken Köyceğiz'de sıkıntılıydı. Orada halledip devam etmiştik sonra hop Tekirdağ'ın köylerinden birinde koptu tamamen :D Al başına belayı.
          Tüm bunlar olurken hala hapşırmaya devam tabi. Hapşırma ile oluşan dengesizlik yüzünden ne yapacağımı bilemedim. Gidon çantamın ipini sol tarafa doladım bu şekilde sağa çekme gücünü birazcık kesti. Kaskı çıkarıp sol tarafa bağladım sonra kaskın içine gidon çantasından kamera, fotoğraf makinesini falan koydum. Ardından 20 km'lik bir yolu bu şekilde geçtim. Tekirdağ'da çırt diye adlandırdığımız kelepçe ile geçici çözüme gittim. İstanbul'a kadar idare etsin beni düşüncesiyle. Bir bakıma ihtiyacı var yoldaşın.
              Tekirdağ'da rakoczi müzesini gezip Özcanlarda köftesini yedim ve kamp alanı için yola çıktım. 12 km kadar sonra hava karardı. Trafik polislerine kamp alanı sordum. 5 km ötede var dediler, gittim çocuk 30 lira dedi. Dedim sadece çadır alanı için mi? İşine gelirse dedi. O tavrı içime çok dokundu. Dedim duş imkanı falan elektrik internet vs yok dimi dedim hayır sadece konaklama için dedi. Peki 10 km ötede pansiyon fiyatları o kadar siz bu çirkinliğinizle kalın deyip ayrıldım oradan. Azıcık ileride bir benzin istasyonunda durdum konuştum adamlarla. Gel kardeşim kur şuraya diye çimenlik gösterdi hemen ama sabah 6'da uyandırırım patron geliyor gelmeden kaldır dedi tamam dedim  hemen. O noktada Uçmakdere rampasıyla birlikte 90 km yol yapmıştım. Sonra çadırı kurmaya yeltenirken oradaki kilise tarzı bir mescidi gördüm. Yol yorgunluğunun verdiği halsizlikle kendimi oranın içine atıp uyudum. Sabah 6'da kalkamazdım çünkü. Uykumu aldıktan sonra İstanbul kaç km hemen inernetten bakayım dedim. Ben taksime varacağım 125 km yazıyor haha. Bana uzun yol yoruldum zaten artık. Ama arada bir yerde kamp da kuramayız artık, koca şehre giriyoruz otel olacak ya da varacaksın taksime, ardından Beşiktaş'a arkadaşlara gideceksin. Bastım bende basarken hep taksimdeki olayları düşündüm ve dün gece orada direniş devam ediyordu. O zaman bu akşam orada olmalıyım dedim ve bastım. Akşam taksime vardım ama nasıl vardığımı bir tek ben biliyorum. Nasıl bir yorgunlukla nasıl bir kalabalık trafikte aptal sürücülerle uğraştığımı da... Hop ben geldim 90 gün oldu yola çıkalı buraya gelmek için diyemedim. Etrafta çevik kuvvet istiklalde insanlar kendi havasında. Gezi parkını gezdikten sonra Beşiktaş'a yolda Fethiye'de tanıştığım Çeşme'de  ziyaret ettiğim ve burada yanlarında kalacağım neşeli bir çiftin yanına Emre ve Türkan'ın yanına. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde kendileri bana yardımcı da olacaklar hayallerime ulaşmak için atacağım adımda :D
Beşiktaş'tan ayrılırken.
           Bu arada yol boyunca denk gelen ilk bisiklet etkinliği. Festivali demiyorum çünkü burada denk gelen bisiklet ve film festivali. Neyse bu ilk Emre ve Türkan ile konuşup kendileri bu organizasyona katılmaya ikna ettim. Büyükada'da pedal çevireceğiz beraber. Ben onlardan ayrıldıktan sonra abimin yanına Kadıköy'e geçtim. Kadıköy o sırada direniyor yoldaş ile bende sokaklardan geçip abimin evine ulaştık. Ertesi gün Kadiköy'ü gezdirdi abim bana. Sokakların nabzını tutmuş gibi olduk bir yere oturduk. Abimin arkadaşı Soner abinin de bize eşlik etmsiyle yapılan sohbet benim için dönüm noktalarından birisi oldu. Hayatımda alacağım kararları o sohbetten sonra daha bir netleştirdim diyebilirim. Sonra sessiz sakin evimizin yolunu tuttuk. Ertesi günde çık İstanbul sokaklarında kaybol dedi abim. Ben de yoldaş ile beraber İstanbul'u gezmeye başladım. Sultanahmet'ten başlayarak. Yerebatan Sarnıcı Topkapı Sarayı Ayasofya ve oradaki arkeoloji müzeleri derken oradan Galata Kulesi yaptım. Aslında kısa süre için güzel bir gezinti yaptım. 40 km pedal çevirerek bunları yapıp eve dönebildim. Eve dönerken de İstaiklal'de ufak çaplı bir olay daha oldu bitti. Yarın adaya geçip pedal çeviriyoruz. Ardından Ankara yolculuğu başlıyor.
Saygılar

7 Eylül 2013 Cumartesi

Daha Neler Olacak Acaba

                İzmir'e geldiğimde oluşan mali kriz nedeniyle İzmir'i gezemedim. Seferihisar, Çeşme, Alsancak derken Aliağa'da kamp attım. Çadırı kurduğum yerin 50 metre ötesinde bir işletme var. Makarna yapacağım yağım yok (Sana yağ alalım demiştim Hakan efendi). Cepte para da yok hadi bakalım. Birazcık yağ istemek için gittim; işletme sahipleri kapıda oturuyorlar. Durumu anlattım, "birazcık yağ alabilir miyim?" dedim. Tam oturanlardan biri ayaklanıyordu ki hemen karşısındaki durdurdu. "Kardeşim açık yağ yok, satıyoruz istersen" dedi. Peki dedim, teşekkür ettim döndüm çadırıma. Olayı gören çadırcılardan biri ben döndüğümde yağ getirdi. "Yemeğin yoksa yemek de verelim" dedi. Bir tarafta insanlığını parayla kaybetmiş olanlar, diğer tarafta hala bu gibi durumlarda yardımcı olan insanlar... Tuvalet bile para ile -1 lira- haha. Napcaz ya gireceğiz ya da araziye yolculuk... Neyse gece yattıkları zaman girdim tuvalete. Sabahında çantamda kalan salçacığın tekini tuvalet ücreti olarak görmüşlerdir diye ümit ediyorum hehe. Ertesi gün oradan Altınova'ya, Ankara'dan yola çıkarken beni yolcu eden arkadaşlarımdan biri; Kaan orada. Yazlıklarında denk geliyoruz. "Geliyorsun bize" gibi kısa, net cümleler kurdu telefonu kapattı. Tamam geleyim güzel kardeşim ama bir yolu tarif et, öyle kapat. :D
               Babası aradı yolu tarif etti, o şekilde vardım eve. Tam zamanında gelmişim hemde, mangal var gel Tolga gel...
Oturur oturmaz önüme bir bardak geliyor; içi rakı dolu. Benim rakı ile nasıl bir muhabbetimin olduğunu beni yakından tanıyanlar bilir. Ama bardak dolduruldu ve önümde. Üzerine bunu Muammer enişte doldurdu yani, gel de içme. Neyse güzelce karnımı doyurdum. Kaan gelmişken kal bir kaç gün dedi. 
               Ertesi gün, gün batımını izlemeye Şeytan Sofrası'na, ardından da Cunda Adası'na geçtik. Geçerken Türkiye'nin ilk boğaz köprüsünün burada olduğunu öğrendim; hemen notumu aldım.
              Tamam gün batımı güzel. Görmeye değer ama insanların güneş battıktan sonraki alkışlarını anlamamı beklemeleri garip. Hep birlikte alkışlıyorlar eheh. Cunda'yı geziyoruz. Bu arada ben olmayan parama bakmaya gidiyorum ve bir anda olduğunu görüyorum. Dünya küçük, elbette karşılaşacağız; ben de size sevgilerimi sunacağım. Teşekkür ediyorum. Bu olay da bana sağlam bir ders oldu tabi. Neymiş? Cebinin ayarını bileceksin! Bilmiyor musun? O zaman kendine saklayacaksın kardeşim, olay budur.
                              Bu güzel insanların arasında 3 gün kaldıktan sonra yola çıkıyorum tekrar.
                 Sonraki durağım aslında bir hüzün benim için. Yakın zamanda kaybettiğim kuzenimin evine gidiyorum; karısını ve kızını görmeye. Akçay'a girer girmez üzerime bir yük de bindi. Yengemde beni gördükten sonra hissettirmek istemese de benim algıladığım bir acı vardı. "Şimdi burada olsaydı bayılırdı, seni oraya buraya götürürdü Tolga" sözleri beni oracıkta bitirdi. Gece sahile indim; kendisini bol bol andım. Nur içinde yat Hasan abim. Daha fazla kalamadım orada. Sabah ayrıldım aralarından. Sonra yol beni Assos'a attı.
                                                                          Antik Liman
                 Buradan yukarı kaleye çıkarken bir taraflarım terledi hehe. Yaklaşık 3 km kadar. Yukarıda kaleyi gezdim. Kalenin tepesinde arkeolojik kalıntı var.

İşin ilginci ya da ben ilk kez gördüğüm için ilginç geldi; oradaki yapıtları en ince ayrıntısına kadar çizen insanlar var.
Olay da; belgelendirmek gerekiyormuş. En iyi şekilde, en ince detayına kadar çizilmesi gerekiyormuş.
                Kadırga Koyu'nu da gördükten sonra artık Truva'ya gitmek lazım. Güzergahta küçük bir değişiklik yaptım: Çanakkale'den Trakya'ya geçip Gelibolu'dan tekrar Anadolu'ya dönmeye kararı aldım. Nedeni de açık aslında. Bu arada ben yoldayken ODTÜ'de direnen arkadaşlarımdan haberleri alıyorum. Buradan dönmemek için kendimi zor tutuyorum. Geliyorum arkadaşlar direnin!
Sevgiler, saygılar...

1 Eylül 2013 Pazar

Nüzhet Hocam ve 3.Etap Sonu

                  Datça'da beni Nüzhet hocam karşıladı. Evinin kapılarını açtı bana. Kendisi ile 2. Bolkarlar Bisiklet Şenliği'nde tanışmıştık. Ben Mersin'den geçerken de hocamla vakit geçirmiştik. Sonra burada yeniden kesişti yolumuz ve o zamana kadar hocam ile bir tane bile fotoğrafımın olmadığını fark ettim hehe.
              Akşamı Nüzhet hoca, kardeşi ve kızı beraber geçirdik. Ertesi sabah 6'da yolculuk Knidos'aydı. Datça'nın burununda bir antik kent. Hocam sabah kahvaltı yapmadan beni rampaya saldı. Mesudiye'de denizin kenarına gelene kadar açım açım diye inledim. Bazılarını duydu hocam; bazılarını duymazlıktan geldi; bazılarını ise kızmasın diye ben duyurmadım kendisine :D.Neyse biz deniz kenarına vardık.
           Buradaki kahvaltıdan sonra kendime geldim. Aç ayı oynamaz demişler değil mi? Sonrasında pedala devam; bük bük gezip Knidos'a.
                   Yolda giderken gördüğümüz koylar doğal güzelliği ile insanı mest ediyor.
                                          Knidos'a gelmeden rampayı çıktık bir mola verdik.
                                                                   Ve Knidos küçük tiyatro
                    Öğle sıcağını burada geçirdikten sonra akşamüstü yola çıktık. Hocam: "sen önden git, uygun yerde beklersin" dedi. İlk başta öyle yapmaya karar verdim. Bir süre öyle devam ettik ancak sonra düşündüm, bütün ekipman bende. Hocam yolda kalsa sorun olacak. Sonra hocamı öne aldım ben arkadan pedallamaya karar verdim.
https://www.facebook.com/photo.php?v=10151794554404076
                    Görüntüde hocam gözükmüyor gopronun azizliğine uğradım ne yapalım alay konusu oldum ama sağlık olsun :D
                    O gün Nüzhet hocam ile birilikte 76 km pedal çevirdik ve hocam gayet formdaydı. Ertesi gün saat 9.30 feribotu ile Bodrum yolcusuydum. İlk günden kahvaltı yapmadan yola çıkınca hocam sanırım jest yapmak istedi. Yola çıkmadan önce kahvaltı hazırlamıştı hehe :D Hocam her şey için en içten teşekkürlerimi sunuyorum. Aynı şekilde aileye de selamlarımı iletiyorum.
                    Datça'dan feribot ile Bodrum'a geçtim. Bodrum'da çocukluk kankimle buluştum. Kendisi Bodrum Imperial Otel'de çalışıyor. Beni lojmana yerleştirdi. Ertesi gün de izinliydi şansa bak. Bodrumu bir güzel gezmiş oldum sayesinde. Oda arkadaşlarıyla muhabbetlerimiz de anılarım arasına girdi. Sonra 5. günün şafağı demiştim videoda:
https://www.facebook.com/photo.php?v=10151791268984076
                    Hakan'ın yanına yetişmek için yola çıktım ve yetiştim. Geceyi Kuşadası'nda Hakanların evinde geçirdikten sonra yola çıktım. Hakan da Ankara'ya yola çıktı ama otobüsle tabi.
                   Efes'i gezdikten sonra Seferihisar'da buldum kendimi. Kamp atacak yer ararken kendimi bu güzel insanların arasında buldum. Sığacık diye bir sahil kasabası... Teos Antik Kenti yolunda Şah Gözleme isimli küçücük bir yer. İşleten Hatice abla dünya tatlısı bir insan. Sizleri de bekliyor. Akşam orada konaklayan bir çift: Yılmaz hocam, Neslihan hocam ve kızınız; sizlere de hoş sohbetiniz için teşekkür ediyorum.
                   Sabah Hatice ablamın kızı Seda geldi. Off off onun sesiyle uyandım. Amanın o nasıl bir neşedir sabah sabah? Annesiyle konuşuyor; ben uyandım dinliyorum:
-Anne bu kim?
-Tanrı misafiri kızım yoldan çevirdim alıkoydum (haha)
                   Kimmiş; nereden gelmiş; ne yapıyormuş? sorularıyla böyle gülerek uyandım. Neşe doldum; uzun zamandır böyle uyanmamıştım. Sabah ben uyandım diyene kadar Seda işe gitti. Akşama kadar beklersem de mantı yapacakmış ancak 24 saat geçerliymiş. Gidersen olmaz sözünü de iliştirdi hemen hehe. Sonra bir çift geldi yanımıza tam 52 yıldır dost olan bir çift: Nur ablam ve Fehim amca. İnanılmaz bir hikayeleri var ama hikaye bende kalacak mecburen :D
           Akşamüstü Çeşme'ye pedal dönecek. Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı. Gündoğdu Meydanı'na yetişmek lazım değil mi?
Sevgiler...